Bu öykü, yaşanmış bir anıya dayanmaktadır. Öykünün içindeki bazı duyguları derinleştirmek, sahneleri daha çok yankılatmak amacıyla, Cemal Süreya’nın “Üvercinka”, “Sıcak Nal” ve “Kehanet 1985” adlı şiirlerinden dizelere yer verilmiştir.


Yazıçepni Köyü, 1989

Damlarında çatı olmayan, kerpiçten evlerin yan yana dizildiği bir köyde geçti çocukluğum. Gökyüzü, başını kaldırdığında göz göze geleceğin kadar yakındı. Ağaç ve insan azdı, ama yaşanmışlıklar boldu. Herkes az konuşur, çok susardı. Yaşanmışlık, her evin duvarında bir çatlak, her gözde bir gölge gibi dururdu. Çocuklar bile erkenden susmayı öğrenirdi.

Ben o zaman on yaşımdaydım. Bir sabah, bahçemize bir kırlangıç kondu. Toprağın üzerine sessizce inmişti. Ne işi vardı yerde, bilmiyorum. Gökyüzü gibi özgürken neden iner bir kuş toprağa? Belki yorulmuştu, belki de sadece yanılmıştı.

Hemen koştum. Ellerim minicikti ama içimde bir telaş vardı. Tuttum onu. Tüyleri sabah serinliğindeydi. Hafifti. O kadar hafifti ki, elimdeyken korktum. “Nasıl tutmalı ki canını acıtmadan?” dedim kendi kendime.

O sırada babaannem geldi. Bir şey demeden önce uzun uzun baktı kuşa. Sonra yavaşça konuştu:

— Oğlum, o artık uçamaz.
— Neden?
— Onun ayakları yere değince yanar, dedi. Gökyüzüne alışkın yavrucak. Ayaklarının yangısından uçamaz artık.

Ayakları yere değince yanarmış. O yaşta bu cümleyi tam anlayamadım ama bir şey içimde kıpırdadı. Elimde tuttuğum şey sadece bir kuş değildi artık. Gökyüzünün kalbinden düşmüş bir emanetti. Ve ben ona yeryüzünü fazla gösterirsem, canı yanacakmış gibi hissettim.

Aldım onu, hemen bir çeşmeye götürdüm. Ayaklarına biraz su serptim. Su serperken içimden bir şey aktı. Belki suçluluk, belki sevgi. Belki de ilk kez elimde tutmadan bir şeye sahip olacağımı anladım. Sonra göğe doğru bıraktım. Uçtu. Gökyüzünde bir çizgi çizdi ve kayboldu.

Hem sevindim hem içim burkuldu. O gün bir şeyi öğrendim: Sevgi, her zaman tutmak değildir. Elinde tuttuğun her neyse, incitmeden tut, dedim kendi kendime. Sevgiyi de tutmak istersin ama tutarsan ya incinir ya eksilir. Bırakırsan özgürleşir. O gün elimde değil, içimde bir kırlangıcım oldu.

Yıllar geçti. Ama o sahne, zihnimin çatısında hâlâ yerli yerinde durur. Gökyüzü hâlâ aynı gökyüzü değil. Şehirde yıldız görünmez oldu. Göğe baktığımda değil, gözlerimi kapattığımda görüyorum artık onu.

Bir gün, Cemal Süreya’nın şu dizelerine rastladım:

Lokman şair senin hayatın
Yedi kırlangıcın hayatı kadar
Altısını ardı ardına yaşadın
Bir kırlangıcın daha var.

O dize içime düştü: Bir kırlangıcın daha var…
Ne kadar yara alırsan al, hâlâ içinde bir şey kalıyor. Hâlâ kanat çırpacak bir yer, hâlâ uçacak bir sebep…

Belki o son kırlangıç, çocukluğumdu. Belki de içimde hep ertelediğim, hiç büyütemediğim yanımdı.

Bir gece, tek başıma otururken içimden şu geçti:

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Ama ardından hemen bir başka ses:

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın.

Kırlangıcı hatırladım yine. Ayaklarına serptiğim suyu. Onu göğe bırakırken içimde duyduğum o sessiz sevinci. Elimde kalmamıştı ama içimdeydi.

Sonra rüyamda gördüm onu. Yine çatısız bir evin saçak altına yuva yapmıştı. Ben yine çeşme başındaydım. Ellerim küçülmüş gibiydi. Yine su serptim ayaklarına. Ama bu kez bana döndü ve şöyle dedi:

— Senin hâlâ bir kırlangıcın var.

Uyandım. Camdan dışarı baktım. Gökyüzü açıktı. Yıldız yoktu ama gün doğuyordu. Ve ben artık biliyordum:

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım…

Ama benim hâlâ bir kırlangıcım var. O bazen rüyamda geliyor, bazen aniden bir çocuk kahkahasında, bazen göğe konan bir kelimede.

Belki senin de vardır.

Belki hepimizin içinde, yere değdiğinde canı yanan ama göğe bırakıldığında özgürleşen bir kırlangıç saklıdır.

Ve belki de…

Biz hepimiz birer kırlangıcız.
Ayaklarımız yere değdiğinde yanıyoruz.
Ama hâlâ uçacak bir gökyüzümüz var.


Kaynakça & Alıntılar

  • Cemal Süreya, Kehanet 1985, Bir Kırlangıcın Daha Var, Derleyen: Elif Sorgun
  • Cemal Süreya, Sıcak Nal, Yapı Kredi Yayınları
  • Cemal Süreya, Üvercinka, YKY

By Dr. Ahmet Yalkın

Dr. Ahmet YALKIN, 1979 yılında Yozgat-Boğazlıyan’da doğdu. İlk öğrenimini Yozgat’ta, orta öğrenimini ise Kayseri’de tamamladı. Lisans eğitimini Erciyes Üniversitesi Kimya Bölümü’nde, yüksek lisansını ise aynı alanda Bozok Üniversitesi’nde gerçekleştirdi. 2024 yılında Mersin Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde doktorasını tamamladı. Kariyerine 2002 yılında Yozgat Merkez Atatürk Lisesi’nde öğretmen olarak başlayan Yalkın, çeşitli eğitim kurumlarında öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulunmuştur. 2014 yılında atandığı Mezitli İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğü görevinin ardından, 2020 yılından beri Tarsus Üniversitesi’nde meslek hayatına devam etmektedir. Ahmet Yalkın, Avrupa Birliği, kalkınma ajansları ve sosyal-kültürel projelerde koordinatörlük yaparak çeşitli proje ve araştırmalara katkıda bulunmuştur. Fen bilimleri, özel eğitim ve kimya alanlarında bilimsel çalışmalar yürütmüştür. Ayrıca, Fütüristler Derneği ve Mersin Valiliği Proje Koordinasyon Birimi bünyesinde kurulan Mersin Geliştirme ve Araştırma Derneği (MERGAD) Yönetim Kurulu Üyesidir. Bilim ve sanat alanındaki yazılarını kişisel internet sayfasında paylaşmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir