Ünlü Ressam Bruegel’in ‘Hasat Zamanı’ tablosuna sadece bakıp geçmeyelim.
Dalıp gidelim mi ne dersiniz?
Hasat zamanı tablosu ağustos veya eylül ayını temsilen çizilmiş, köylülerin yaşamlarını anlatan bir Bruegel tablosu aslında.
Tabloya baktığımızda bazı köylülerin ağacın gölgesinde yemek molasında dinlendiğini, diğerlerinin ise çalıştığını görebiliriz.
Kadınlar da omuzlarında buğday desteleri taşırlar.
Resimde benim dikkatimi çeken en önemli nokta; aynı anda hem üretimin hem de tüketimin yansıtılması.
Bir yanda üretim varken diğer yanda tüketim var bu yönüyle de hayatın döngüsünü tablosuna işlemiş ressam.
Hayatın tanımı bence işte tam da bu yazdıklarım.
İsraf ve ölçüde sınır tanımayanlar ile muhtaçların kısacık ömürlerindeki imtihanları…
Her türlü zevk ve sefayı sürüp, şatafat içinde yaşayanlar ile yiyecek ekmeğe bile muhtaç insanların bitmeyen kavgası…
“Hayatın anlamı, bir gün sona erecek olmasıdır.” diyen Franz Kafka, tüm bu hengamenin en adaletli tarafına yani ölüme dikkat çeker.
Hayatı ve anlamlarını düşündüren, bir tablodan daha fazlası diyebileceğimiz bu eserde hayatın tezatlarını da gözler önüne sermiş Bruegel.
İlk kavga, ilk çatışma Habil ve Kabil’in mücadelesi ile başlayan insanlığın kötülük hikayesindeki iyileri de düşündürüyor,
Kainatın yaratılışındaki her olgunun bir zıddının bulunmasını da.
Artının-eksi ile, beyazın-siyah ile, kadının-erkek ile , ölümün yaşam ile tezatının tezahürünün, bizim kısaca hayat deyip geçtiğimiz bir tarla olmasını da anlatıyor.
Bakabilene. “Burası dünya!
Ne çok kıymetlendirdik.
Oysa bir tarla idi; ekip biçip gidecektik.” diyen büyük usta Cahit Zarifoğlu’nun bu doyumsuz sözü ile yukarıdaki resme yeniden bakmanızı öneririm.
“Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında.”
Sağlıcakla.