Uzun süredir içimde taşıdığım bir çalışma okurla buluştu: Mısradan Öyküye.

Şiir, yıllardır hayatımın en derin yerinde yaşayan seslerden biri. Güçlü bir mısra zihnimde kapılar araladı. Çocukluk günlerim, Yozgat bozkırı, köy yolları, kerpiç evler, sınıflar, öğretmenler, suskun çocuklar, yarım kalan sevdalar, vatan uğruna toprağa düşen insanlar ve hayatın kıyısında bekleyen yüzler, şiirlerin açtığı kapılardan geçerek öykülere yerleşti.

Kitaptaki her öykü, bir şiirin bıraktığı izden doğdu. Mısrada saklanan acıyı, özlemi, sevgiyi, kırgınlığı ve insan hâllerini anlatının geniş imkânlarıyla yeniden ele almak istedim. Şairin kurduğu duygu iklimine saygı duyarak dizelerin çevresinde yaşayan insanları görünür kılmaya çalıştım.

Şiir az sözle kalbe dokunur. Öykü, aynı hissin hangi toprakta filizlendiğini, hangi hayatın içinde büyüdüğünü ve insanı hangi yollardan geçirdiğini anlatır. Mısradan Öyküye, şiir ile hikâye arasındaki ince bağın izini süren uzun bir yolculukla şekillendi.

Kitabın kapağında yer alan “Kalbin sözü şiirdi, öyküye dönüştü.” cümlesi, yazma serüveninin en yalın karşılığını taşıyor. İç kapaktaki “Kendisi öykü, gölgesi şiir.” sözü de eserin kurduğu anlatı dünyasını tamamlıyor.

Bir Mısranın Ardındaki Hayat

Her şiir, görünen anlamından daha geniş bir dünya taşır. Bir dize insanı yıllar önce yaşanmış bir ana götürebilir. Eski bir kapının sesi, babaannenin avludaki adımları, köy çeşmesinden akan su, sınıfın arka sırasında kalemsiz oturan bir çocuk, yıllardır beklenen bir haber ya da sararmış bir mendil yeniden hatırlanabilir.

Kırlangıcın Ayağı Yanarsa, çocukluk hatıralarıyla öğretmenlik yıllarını aynı anlatıda buluşturuyor. Yaralı bir kırlangıcın pençelerinden köy okulundaki çocuğun morarmış parmaklarına uzanan öykü; kırılganlığı, merhameti, eğitimle kanatlanmayı ve insanın içinde sakladığı yaşama arzusunu taşıyor. Çocukluğun avlusunda başlayan yol, öğretmenlik yıllarına, bir babanın yüreğine ve yıldızlara bakmak isteyen çocukların hayallerine ulaşıyor.

Kuğu, kızım Ela Bilge için kaleme aldığım “Prenses Kuğu” adlı şiirden doğdu. Babalık, büyümek, ayrılmak, kendi yolunu bulmak ve bir evladın sessizce kişiliğini kurması anlatının merkezinde yer alıyor. Bir çocuğun dünyaya gelişiyle başlayan hikâye, yıllar içinde kendi şiirine dönüşen genç bir insanın yürüyüşüne uzanıyor.

Kitap boyunca şiirlerin içimde uyandırdığı hayatlara sadık kalmaya çalıştım. Her öyküde ayrı bir zaman, ayrı bir coğrafya ve ayrı bir insan sesi yer aldı. Kelimelerin ardında tanıdık bir duygu yaşamaya devam etti: İnsan kalabilme gayreti.

Üç Bölüm | Aynı İnsanlık Hâli

Mısradan Öyküye üç ana bölümden oluşuyor.

İlk Adımların İzleri

İlk bölüm; çocukluk, aile, öğretmenlik, eğitim ve insanın kendi içine attığı sessiz adımlar çevresinde ilerliyor. Kırlangıcın Ayağı Yanarsa, Kuğu, Kırılan Zamanlar ve Beyaz Zambaklar; kalem tutan bir çocuğun parmaklarından bir babanın içine gömdüğü sızıya, kundağa sarılı bir bebeğin aileye katılışından çorak toprakta yeşeren eğitim umuduna uzanıyor.

İlk adımlar her zaman ayak sesi çıkarmaz. Bir bakışta, bir kalem tutuşunda, bir susuşta veya içten edilen duada başlayabilir. Sessiz ilerleyen adımlar, insanın en derin yerine iz bırakır.

Adı Konmayan Aşklar

İkinci bölüm, dile ulaşamayan sevgilerin ve yıllarca yürekte taşınan kırgınlıkların dünyasına açılıyor. Bir Gamzelik Rüzgâr, Haberin Var Mı Zehra?, Karayılan, Hasretin Gölgesinde Yaşamak ve Geceye Düşen Yakarış; tütün tarlalarından demir parmaklıklara, kerpiç avlulardan Tebriz sokaklarına, huzurevi pencerelerinden yıllanmış hatıralara kadar uzanan geniş bir duygu coğrafyası kuruyor.

Bölümde yüksek perdeden söylenen sevdalar yerine boğazda düğümlenen kelimeler, bekleyişle ağırlaşan yıllar, sararmış mektuplar, eski mendiller ve insanın kendi gerçeğiyle yüzleştiği sessiz anlar yer alıyor. Aşk, sayfalarda süslü bir söz olarak durmuyor; insan ömrüne sinen bir hatıra, kapanmayan bir yara ve yıllarca taşınan bir emanet hâline geliyor.

Vatanın Kalbinde Susanlar

Üçüncü bölüm; vatan, mücadele, fedakârlık, gurbet, yol, ölüm ve hafıza çevresinde derinleşiyor. Kuvayımilliye, Sancar, Yozgatlı Hasan, Yola Yazılmış Kader, Rindlerin Akşamı, Gözün Değdiği Yer Hatıradır, Paslı Çilingir ve Kara Çalı aynı bölümde buluşuyor.

İnönü sırtlarında mermi bekleyen namlular, Mohaç Ovası’nda toprağa süzülen kan, Çanakkale yolunda göğsündeki mektupla yürüyen nefer, Torosların mart ayazında sarsılan yaylı araba, eski han duvarları, mezar taşları, paslanmış anahtarlar ve hafızaya sinen yüzler anlatının izlerini taşıyor. Tarihin büyük cümleleri arasında adı duyulmayan insanların sesi, her öyküde yeniden yükseliyor.

Üç bölüm farklı hayatlara açılırken aynı sorunun çevresinde buluşuyor: İnsan yaşadıklarının ağırlığını nasıl taşır?

Şiire Duyulan Vefa

Türk şiirinin güçlü sesleri yazma sürecinde yoluma ışık tuttu. Cemal Süreya, Nâzım Hikmet, Yahya Kemal, Faruk Nafiz Çamlıbel, Edip Cansever, Ömer Lütfi Mete, Cahit Zarifoğlu ve daha nice şairin dizeleri öykülerin başlangıç noktalarını oluşturdu.

Şairlerin kurduğu duygu iklimini kendi hayat tecrübem, öğretmenlik yıllarım, gözlemlerim ve hafızamla buluşturdum. Mısra yerinde kaldı; öykü, mısranın açtığı yoldan yürüdü. Şiirin taşıdığı özü korumaya, sözü çoğaltırken duyguyu eksiltmemeye çalıştım.

Her şair satırların başına kendi yalnızlığından süzülen bir ışık bıraktı. Her mısra yeni bir insan yüzüne, yeni bir zamana ve yeni bir kadere ulaştı. Şiir gölgesini bıraktı, öykü gölgede bekleyen hayatı anlattı.

Okurla Aynı Hatırada Buluşmak

Bir kitap yayımlandıktan sonra yazarın masasından ayrılır ve okurun hayatına karışır. Her okur sayfalara kendi geçmişinden bir parça bırakır. Aynı hikâye, ayrı yüreklerde ayrı kapılar açar. Bir okur çocukluğunu hatırlar, bir başkası yarım kalan sevgisine döner, başka bir okur yıllar önce kaybettiği insanın sesini işitir.

Mısradan Öyküye için en büyük dileğim, okurun bir cümlenin kenarında kendisine rastlamasıdır. Okunan öykü eski bir hatırayı uyandırırsa, unutulmuş bir yüzü yeniden aydınlatırsa, insanın içindeki sessiz yaraya dokunursa kitap gerçek yolculuğuna başlamış olacaktır.

Eserin hazırlanmasında büyük emek veren editörlerim Suna Kaya ve Handan Başpınar’a, kitabın yüzüne estetik bir ruh kazandıran kapak tasarımcısı Senem Yağsan’a, yazılarımı okuyarak düşüncelerini paylaşan kıymetli dostlarıma ve yolculuk boyunca yanımda duran aileme gönülden teşekkür ediyorum. Edebiyatın sihirli kapısını ilk aralayan lise edebiyat öğretmenlerim Mehmet ve Filiz Esirtgen hocalarıma minnetimi ayrıca ifade etmek isterim.

Mısradan Öyküye; bir mısranın kuytusunda kendisini bulanlara, hikâyenin içinde kaybolup yeniden ayağa kalkanlara, kara toprağın bağrında umuda duranlara, sabırla bekleyenlere ve avuçlarını göğe açıp yürekten dua edenlere emanet edildi.

Şiirin gölgesinde yürümeyi seven, hikâyelerde insan sesini arayan ve kelimelerin kalbe ulaşan gücüne inanan bütün okurlara selamla…

Kalbin sözü şiirdi, öyküye dönüştü.

By Dr. Ahmet Yalkın

Dr. Ahmet YALKIN, 1979 yılında Yozgat-Boğazlıyan’da doğdu. İlk öğrenimini Yozgat’ta, orta öğrenimini ise Kayseri’de tamamladı. Lisans eğitimini Erciyes Üniversitesi Kimya Bölümü’nde, yüksek lisansını ise aynı alanda Bozok Üniversitesi’nde gerçekleştirdi. 2024 yılında Mersin Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde doktorasını tamamladı. Kariyerine 2002 yılında Yozgat Merkez Atatürk Lisesi’nde öğretmen olarak başlayan Yalkın, çeşitli eğitim kurumlarında öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulunmuştur. 2014 yılında atandığı Mezitli İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğü görevinin ardından, 2020 yılından beri Tarsus Üniversitesi’nde meslek hayatına devam etmektedir. Ahmet Yalkın, Avrupa Birliği, kalkınma ajansları ve sosyal-kültürel projelerde koordinatörlük yaparak çeşitli proje ve araştırmalara katkıda bulunmuştur. Fen bilimleri, özel eğitim ve kimya alanlarında bilimsel çalışmalar yürütmüştür. Ayrıca, Fütüristler Derneği ve Mersin Valiliği Proje Koordinasyon Birimi bünyesinde kurulan Mersin Geliştirme ve Araştırma Derneği (MERGAD) Yönetim Kurulu Üyesidir. Bilim ve sanat alanındaki yazılarını kişisel internet sayfasında paylaşmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir