Sesiz Seda
Seslenişi Yaradan’a olanın sedası da sessiz olur. Bir çırpıda dökülüverir, bir secde sonrası. Elleri semadayken, gözlerini ufuk ötesine çevirdiği demde; bir kara örtüye, kâinatın kalbinin yönüne… Dudaklarının kıpırtısıyla belki uzaklarda bir deniz çalkalanır da bilemez duayı eden.
Kara karıncayı gece göreni de var insanın; bile isteye gönül kıranı da…
Zira biliriz ki sızının sahibi, hesabın da sahibidir. Bu yüzden dilsiz kalırız; sükûtumuzun ardında, dünyevi kılıçların kesemeyeceği bir hüküm gizlidir. Her damla gözyaşı, her tutulan nefes O’nun defterine yazılmıştır ve o gün geldiğinde, ne bir söz ne bir ses gerekir; yalnızca bütün o içimize attığımız her şey için. Söylemek isteyip de söyleyemediklerimizi yalnız O’na söyleriz bizler.
Muhatabına teslim edemediğimiz her bir sözün dildarı biz, sahibi O’dur. İçimize attığımız, atarak büyüttüğümüz, büyüterek kökleştirip canımıza sızı ettiğimiz her bir şeyi yalnız O’ndan diler ve yalnız O’ndan yardım isteriz. Ekmeğimize, aşımıza ağu katanlara diyemediklerimizi O’na deriz.
O gün geldiğinde, O’nun adaletinden kaçış yoktur. Gönlümüzü kıranların, sessiz sedasız içimize attığımız her sızı için cevap vereceği o vakitte, bu “sessiz seda” en büyük ispatımız olacaktır.
Vesselam.
Sahipsiz Dua
Duanın hiç sahipsizi olur mu demeyin. Duanın sahibi de O’dur elbet. Hem istememizi istemeseydi, duayı düşürür müydü yüreğimize?
Duanın sahipsizi şöyle olur: Yapar da beklemez, kurar da istemez, ister ama dağıtır bu duayı edenler. Kendine değil de başkasına ister, kurar, yaparlar. Makbulü de budur derler büyükler. Bir garip canı için telaşa düşmeyi ar edip, başkasına istemekten yüce ne vardır ki hem bu dünyada. Kurda, kuşa, garibana, yuvasıza, vatansıza istemek; istemenin evlası olsa gerek.
İşte bu sahipsiz dua, gönlün kendi nefsinin darboğazından kurtulup kâinatın geniş sofrasına bir mum yakmasıdır. Bu sahipsiz dua, içe atılmış bir sızı değil, dağıtılmış bir berekettir. Zira bu niyazda, isteyene ait bir beklenti, bir karşılık arzusu yoktur; yalnızca iyiliğin yeryüzüne yayılması hedeflenir.
Başkasının dilsiz çığlığına tercüman olmak, kişinin kendi kalbine şifa, ruhuna huzur getiren en vefalı yatırımdır. Çünkü en ulvi dua, kendinden vazgeçişle başlayıp tüm canlıları kuşatacak şekilde sonsuzluğa uzanan o makbul istektir.
Dileyenin kendi nefsine düşmektense, başkasının ihtiyacına odaklanması; kendi dünyasına bereket, ruhuna ise daimî sükûnet getirecek olan yegâne yoldur. Ne dilediğimiz değil, kimin için dilediğimizdir asıl mesele.
Vesselam.
Zamansız Veda
Vedalar da zambaklar gibi en ıssız yerlerde, en ıssız demlerde açar; belirir. Sesiyle arşı titreten, duasında kendinden özge yaratılanı tutanın vedası da zamansız oluverir, Allahuâlem… Bir dem konup bir dem göçeceğimiz bu dünyalık için, evet, iz bırakmak telaşındayız. Güzel işler yaparak arkamızdan bir Fatiha okunmasını beklemekten ziyade yoktur isteğimiz. Vatan, millet, devlet için çalışacak ve göç zamanı geldiğinde yükü de dünyaya yük ederek göçeceğiz; hepsi hepsi.
Büyüttüğümüz her ne varsa yanımızda dünyalık heves değil; geriye sadece yüreğimizin sırrı, “sahipsiz dua”nın bereketi ve sükûtla O’na havale edilmiş bütün sızılarımız kalır. Zira o son dem, dünya yükünün tamamen atıldığı, nefsin darboğazından kurtuluşun ilan edildiği en makbul andır.
Vedanın zambakları en ıssız demlerde açarken, fani olanın ebediyete, dildarın sahibine yaptığı o “sessiz seda” yolculuğu başlar. Artık geride ne bir ağu kalır ne de bir ah; bütün o biriktirdiklerimiz, O’nun defterine yazılanlar olarak en büyük emanetimiz olur.
Son sözü Yunus Emre desin dostlar.
Fukara kalbine her kim dokuna,
Dokuna sinesi Allah okuna.
Vesselam.
